Ders
Sıdk
Doğruluk — Risale-i Nur'dan müntehab bir derstir
İşbu ders, sıdk ve doğruluğa müteallik bahislerin yalnız Risale-i Nur Külliyatı'ndan cem'iyle tanzim edilmiştir. İzahlar gayet muhtasar tutulmuş, söz Müellif'in metnine bırakılmıştır. Me'hazlar mu'terize içinde; kitap, bahis ve makam tasrihiyle gösterilmiştir.
I. Sıdk: İslâmiyetin üssü'l-esası
Bütün hayatımdaki tahkikatımla ve hayat-ı içtimaiyenin çalkamasıyla hülâsa ve zübdesi bana kat'î bildirmiş ki: Sıdk, İslâmiyet'in üssü'l-esasıdır ve ulvi seciyelerinin rabıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mizacıdır. Öyle ise hayat-ı içtimaiyemizin esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
II. Yalancılığın nevileri
İzah — Müellif, kizbin yalnız dil ile söylenen yalandan ibaret olmadığını; riyanın, tasannuun ve nifakın dahi birer fiilî yalan olduğunu beyan eder.
Evet sıdk ve doğruluk, İslâmiyet'in hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir. Riyakârlık, fiilî bir nevi yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu, alçakça bir yalancılıktır. Nifak ve münafıklık, muzır bir yalancılıktır. Yalancılık ise Sâni'-i Zülcelal'in kudretine iftira etmektir.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
III. Nâr ile nur bir araya gelmez
Küfür, bütün envaıyla kizbdir, yalancılıktır. İman sıdktır, doğruluktur. Bu sırra binaen kizb ve sıdkın ortasında hadsiz bir mesafe var, şark ve garp kadar birbirinden uzak olmak lâzım geliyor. Nâr ve nur gibi birbirine girmemek lâzım. Halbuki gaddar siyaset ve zalim propaganda birbirini karıştırmış, beşerin kemalâtını da karıştırmış.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
IV. Kizb, küfrün esasıdır
İzah — Mezkûr hakikatin öteki yüzü, İşârâtü'l-İ'câz'da, münafıklar bahsinde beyan edilir: kizbin mahiyeti ve tahribatı.
Münafıkların azapları, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Ve bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alâmetidir. Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrip eden kizbdir. Âlem-i İslâm'ı zehirlendiren ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev-i beşeri kemalâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ü rüsvay eden kizbdir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen kizbdir.
(İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi 9–10. âyetlerin tefsiri — kizb bahsi)
V. Yol ikidir: ya sükût, ya sıdk
İzah — Kizb bahsinin hemen akabinde Müellif, müsbet ciheti hülâsa eder: sıdkın saltanatı.
Hülâsa: Yol ikidir. Ya sükûttur. Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünkü İslâmiyet'in esası sıdktır. İmanın hâssası sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâm'ın nizamı sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-i kemalâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiram'ı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî'yi (aleyhisselâm) meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır.
(İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi 9–10. âyetlerin tefsiri — kizb bahsi)
VI. Asr-ı Saadet çarşısında en revaçlı meta
İzah — Hutbe-i Şamiye, sıdkın kıymetini çarşı-pazar temsiliyle beyan eder: o inkılab-ı azîmde sıdk, en revaçlı mal idi.
Bu sıdk ve kizb, küfür ve iman kadar birbirinden uzak. Asr-ı saadette sıdk vasıtasıyla Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın a'lâ-yı illiyyîne çıkması ve o sıdk anahtarıyla hakaik-i imaniye ve hakaik-i kâinat hazinesi açılması sırrıyla, içtimaiyat-ı beşeriye çarşısında sıdk, en revaçlı bir mal ve satın alınacak en kıymetli bir meta hükmüne geçmiş. Ve kizb vasıtasıyla Müseylime-i Kezzab'ın emsali, esfel-i safilîne sukut etmiş. …
İşte asr-ı saadetteki inkılab-ı azîm, sıdk ile kizb, iman ile küfür kadar birbirinden uzak iken zaman geçtikçe gele gele birbirine yakınlaştı. Ve siyaset propagandası bazen yalana ziyade revaç verdi. Fenalık ve yalancılık bir derece meydan aldı. İşte bu hakikat içindir ki sahabelere kimse yetişemez.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
VII. A'lâ-yı illiyyîn ile esfel-i safilîn arası
İzah — Sahabelere dair Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli'nden: aynı hakikat, Fahr-i Âlem (asm) ile Müseylime-i Kezzab arasındaki mesafe üzerinden beyan edilir.
Evet, sahabeler ekseriyet-i mutlaka itibarıyla hakka âşık, sıdka müştak, adalete hâhişgerdirler. Çünkü yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki ortalarındaki mesafe arştan ferşe kadar açılmış. Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab'ın derekesinden, a'lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâmın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür. Evet, Müseylime'yi esfel-i safilîne düşüren kizb olduğu gibi Muhammedü'l-Emin aleyhissalâtü vesselâmı a'lâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.
(Sözler, Yirmi Yedinci Sözün Zeyli — sahabeler hakkında)
VIII. Şu zamanda: omuz omuza
İzah — Aynı bahsin devamı, zamanımıza bakar: sıdk ile kizb aynı dükkânda satılır olmuş.
Halbuki şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış ki âdeta omuz omuza vermişler. Sıdktan yalana geçmek pek kolay gidiliyor. Hattâ siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor. İşte en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiyatla satılsa elbette pek âlî olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası, o dükkâncının marifetine ve sözüne itimat edip körü körüne alınmaz.
(Sözler, Yirmi Yedinci Sözün Zeyli — sahabeler hakkında)
İşte şimdi beşerin ortadaki dehşetli yalancılığıyla ve tezviratlarıyla emniyet-i umumiyenin ve rûy-i zemin asayişlerinin zîr ü zeber olması kizble ve maslahatın sû-i istimali ile olmasından, elbette o üçüncü yolu kapatmaya beşeri mecbur ediyor ve kat'î emir veriyor. Yoksa bu yarım asırda gördükleri umumî harpler ve dehşetli inkılablar ve sukutlar ve tahribatlar, başlarına bir kıyameti koparacak.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
IX. Maslahat için kizbe ruhsat yoktur
İzah — Menfaat ve zaruret bahanesiyle söylenen yalana eski bazı ruhsatlara rağmen bu zamanda yol kalmadığı, usûl-ü fıkıh kaidesiyle beyan edilir: sû-i istimal, o kapıyı kapatmıştır.
Amma maslahat için kizb ise zaman onu neshetmiş. Maslahat ve zaruret için bazı âlim "muvakkat" fetvası vermişler. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünkü o kadar sû-i istimal edilmiş ki yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm maslahata bina edilmez. Mesela, seferde namazı kasretmenin sebebi, meşakkattir. Fakat illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok. Sû-i istimale düşebilir. Belki illet, yalnız sefer olabilir. Aynen öyle de maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz. Çünkü muayyen bir haddi yok, sû-i istimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. Öyle ise اِمَّا الصِّدْقُ وَاِمَّا السُّكُوتُ Yani yol ikidir, üç değildir. Ya doğru, ya yalan, ya sükût değildir.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
Sual: Bir maslahata binaen kizbin caiz olduğu söylenilmektedir. Öyle midir? Cevap: Evet, kat'î ve zarurî bir maslahat için mesağ-ı şer'î vardır. Amma hakikate bakılırsa maslahat dedikleri şey, bâtıl bir özürdür. Zira usûl-ü şeriatta takarrur ettiği vecihle "Mazbut ve miktarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medar olamaz. Çünkü miktarı bir had altına alınmadığından sû-i istimale uğrar." Maahâzâ bir şeyin zararı menfaatine galebe ederse o şey, mensuh ve gayr-ı muteber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. Evet, âlemde görünen şu kadar inkılablar, karışıklıklar, zararın özür telakki edilen maslahata galebe etmesine bir şahittir. Fakat kinaye veya ta'riz suretiyle yani gayr-ı sarih bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.
(İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi 9–10. âyetlerin tefsiri — kizb bahsi)
X. Her doğruyu söylemek doğru değil
İzah — Sıdkın tamamlayıcısı kizb değil, sükût ve hikmettir: her doğru her makamda söylenmez; fakat söylenen her söz doğru olmalıdır.
Evet, her söylediğin doğru olmalı fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazen zarar verse sükût etmek… Yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yok. Çünkü hâlis olmazsa sû-i tesir eder; hak, haksızlıkta sarf olur.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek doğru değil.
Bir tane sıdk, bir harman yalanları yakar. Bir tane hakikat, bir harman hayâlâta müreccahtır.
(Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
XI. Hâtime: Urvetü'l-vüska sıdktır
İzah — Şam hutbesinin nidası. "Urvetü'l-vüska" — kopmaz kulp — Bakara Sûresi'nin 256. âyetine telmihtir.
Ey bu Cami-i Emevî'deki kardeşlerim! Ve kırk elli sene sonra âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki dört yüz milyon ehl-i iman olan ihvanımız! Necat yalnız sıdkla, doğrulukla olur. "Urvetü'l-vüska" sıdktır. Yani en muhkem ve onunla bağlanacak zincir doğruluktur.
(Hutbe-i Şamiye, Üçüncü Kelime)
İktibaslar, Külliyat'ın matbu nüshalarının imlâsınca derc edilmiştir; nüshalar arasında cüz'î imlâ farkları bulunabilir. Hazflar "…" ile gösterilmiştir.